Yalvaç Ural

Çocukların yaşamında, oyuncakların çok önemli bir yeri vardır. Çocukluktan ergenliğe uzanan yol üzerinde oyuncağı olmadan büyümüş tek bir çocuk bile düşünülemez. Çünkü çocuklar, oyuncakları olmasa da, ellerine geçirdikleri her şeyden bir oyuncak yaratmasını iyi bilir. Değnekten bir at. Kamıştan, söğüt dalından düdük. Ağaç dallarından sapan, ok, yay. Yuvarlak taşlardan misketler, tellerden, tahtalardan arabalar, bisikletler. Gazete kâğıtlarından futbol topu. Kopuk bir düğme, ipten fırfır, kibrit çöplerinden ev, çamurdan kuşlar, kemikten âşıklar, ceviz kabuğundan yelkenli ve daha düşünemediğimiz pek çok malzemeden akıl almaz oyuncaklar. Bu el yetisi ve yaratı becerisi sanki onlara doğuştan verilmiştir. Çocuklarımızın bugün, geçmişe oranla ne kadar ayrıcalıklı olduklarını, ya da hangi açıdan şanslı sayıldıklarını yeterince bilemeyiz. Artık geçmişin ne tahta, ne de teneke oyuncakları var günümüz çocuklarının dünyasında. Eskiden olduğu gibi, teneke oyuncaklar bugün de güvenlik açısından sakıncalı oyuncaklar arasında yer alıyor... Bugün koleksiyoncular için üretilen oyuncak kutularının üzerlerine büyük harflerle, “Bu bir çocuk oyuncağı değildir!” diye yazılması bunun göstergesi. Günümüz çocukları, artık dijital teknolojiyle üretilmiş oyuncaklarla oynuyor. Konuşan bebekler, sahibini taklit eden papağanlar bile ilginçliğini yitirdi. Elektronik oyunlar, playstation’lar, nintendo oyunları, gameboy’lar ve kartuşlu yüzlerce oyundan strateji oyunlarına kadar hepsi birer sanal oyuncak. Bozulunca atılmak üzere yapılmış, üstelik tamircilerin bile yapması mümkün olmayan bu “oyna- boz-at” oyuncakları çocukların değil açıp onarabilmeleri, içine bakıp incelemeleri bile olanaksız. Bu yüzden çöp kutularında, eski eşya satıcılarının tezgâhlarında onlara torbalar dolusu rastlıyoruz. Bunlar tüm gelişmişliklerine karşın, yaratıcılığı geliştirmeyen, işletim sistemini gizleyen, öğretmeyen, yalnızca “al-oyna”;

bozulunca at, yenisini al ve tüketimin bir parçası ol, mantığıyla üretilmiş oyuncaklar. Eğlendirmekten başka hiçbir amaç gütmeyen, bireyi bir başına eğlenmeye, yalnızlığa, arkadaşsızlığa iten oyuncaklar dizini. Oysa 1800’lerde kumbaralarla başlayan, 1950’lerde yaratıcılığın en üst noktasına çıkan teneke oyuncakların, tüm oyuncakların yanında önemli bir özelliği var. Teneke oyuncaklar mekânik düzeneklerle çalışan “otomatlar” denilen bir sistemin parçaları. Çocuklara mekaniği, nasıl çalıştığını; zembereğin, çelik tellerin, çarklı dişlileri nasıl işlettiğini gösteren, öğreten bir bilimin parçası. Bunun dışında kurma sistemini, hareket biçimlerini ve bunları sağlayan bağlantıları; ses ve devinimi meydana getiren tüm özellikleri çocuklara öğreten güzel tenekeler. Bozulan oyuncağını kendisi tamir eden çocuk, önce oyuncağın neden bozulduğunu, nasıl oynanırsa bozulmayacağını öğrenir. Oyuncağı söküp takarak montaj yapmayı, oynayıp eğlenirken de korumacılık duygusunu kazanır. Teneke oyuncakların sevimli litografileri, onların değerlerini yitirmeden bugüne ulaşmalarını sağlamıştır. Bugün eskici dükkânlarında, antikacılarda onlara rastlamamız, iyi korunmuş biçimleriyle sanki hiç oynanmamış gibi yüksek fiyatlarla satılıyor olmaları, oyuncakların sahipleri tarafından ne kadar sevildiklerinin ve özenle korunduklarının göstergesidir. Bu oyuncakların zedelenmiş her bir yanında, her bir ezikte, her bir çizikte, kopmuş her bir parçada çocukların anılarından, yaşamlarından sanki birer fotoğraf saklıdır. Yalvaç’ın serüveni 1951 yılında babasının evlerine getirdiği teneke bir polis otomobili ve “Jumbo” adlı bir teneke fille başlıyor. Bir memur ailesinin çocuğu olduğu için yaşantısı kentten kente, kasabadan kasabaya, hatta köylere anne babasının atanmasıyla geçiyor. Toplanıp kutulanan, denklenen yataklar arasında tam 10 ev gezerek bugüne geliyor bu oyuncaklar. Ve Yalvaç, altmış yıl boyunca küçük bavulunda, atandıkları her kasabaya, kitaplarıyla birlikte taşıyor onları. Hem de hiç durmadan çoğaltarak. Bugün de yaptığı gibi. “Yalvaç Ural Teneke Oyuncaklar Sergisi” bundan

böyle Rahmi M. Koç Müzesi’nin kalıcı ve sürekli sergilenen bir bölümü olarak yaşamını sürdürecek. Ayrıca Ural, aktif olarak müze içi okul etkinlerinde yer alacak ve mekânik sistemle çalışan; teneke oyuncak otomatlarının, geçmişte çocuklara neler kazandırdığını ve neler öğrettiğini anlatacak. Mekaniğin çark, zemberek ve anahtar üçlemindeki işleyişini, oyuncak örnekleriyle çocuklara ve ziyaretçilere gösterecek. Onarımın, oyuncağın yeniden kazanımının dışında çocuğu, yenilerini yapma ve yaratma becerisini de kazandırdığını söyleyen Ural, çocuklara örnek oyuncaklarla oynama, onlara dokunma olanağını da sağlayacak. Oyuncaklar, elbette bugünkü sergideki sayısal sınırında kalmayacak. İleride Ural’ın edinimleri ve oyuncakseverler tarafından bağışlanan yeni oyuncaklarla da çeşitlenip zenginleşecek. Daha şimdiden bu sergide yer almaya başladılar bile. Ve bu bağışçıların adları ve çocukluk resimleri oyuncaklarıyla birlikte konulacak. Bu koleksiyonu oluşturan oyuncaklar, Yalvaç’ın kendi oyuncaklarının yanı sıra arkadaşlarının, büyüklerinin ona hediye ettikleri ve ülkemiz çocuklarının oynadıkları, yerli ve yabancı oyuncaklardan oluşuyor. İçlerinde; eskicilerden, bitpazarlarından, antikacılardan, koleksiyonerlerden alınmış olanlar da var. Bu seçkin parçalar, tam altmış yıl gibi uzun; titiz, sabırlı, seçici bir araştırma ve çalışmanın sonunda gerçekleşmiş. Hem de niçin, biliyor musunuz? Bizler, kendi çocukluk oyuncaklarımızı arayıp, anılarımızın peşine düşüp bulalım diye... Elbette bu koleksiyonda, yurt dışı pazarlarından alınmış bazı oyuncaklar da var. Bunların koleksiyon içindeki oranı yüzde onu geçmiyor. Bizim için önemli olan, ülkemiz çocuklarını büyütmüş ve pek çoğunun da özellikle, Beyoğlu’ndaki Japon Mağazası, Bonmarşe ve oyuncakçı dükkânlarından ve halk pazarlarından alınmış olmaları. Bu sergide Yalvaç, özellikle otomatın, mekanik düzeneklerle işleyen oyuncakların; insanlık dünyasındaki yerini göstermek istiyor çocuklara. Bir de kültürümüzün önemli bilim adamları oldukları halde, Evliya Çelebi’yle tanıdığımız Hezarfen Çelebi ve Lagari Hasan gibi insanların neden araştırmadan yok sayılıp, yıllarca bir düş kahramanı gibi görülmesinin altında yatan gerçekleri irdelemek istiyor. Yıllarca Alman ve Japon teneke oyuncaklarını taklit ederek, üstelik de kötü ve sağlıksız ürünlerle çocuklarımızı buluşturan oyuncak üreticilerimizin, bugün de farklı bir yerde olmadığını, özgün oyuncaklar üretmediklerini ve bunun altında yatan nedenleri sorgulamak ve tartışmaya açmak istediğini söylüyor. Oysa onun asıl amacı, anlatmak istediği; dünyaca ünlü ama bizce bilinmeyen otomat bilginimiz İsmail Rezzaz’ı çocuklarla tanıştırmak. İsmail Rezzaz, 12. yüzyılda (1136-1206 yılları arasında) Artuklular zamanında Diyarbakır’da yaşamış, sultanın başmühendisi olan, Cizre’de doğmuş bir Türk bilim adamı. O, sekiz yüz yıl önce önemli otomatlar ve saatler tasarlamış, bunları yaşama geçirmiş bir usta, ve bir öncü. Bugün, Ayasofya Camii’nde ve Topkapı Müzesi’nin III. Ahmet Kitaplığı’nda, teknik resimlerini İsmail Rezzaz’ın çizdiği bir otomatlar kitabı var. Bazı akademisyen, tarihçi ve birkaç aydınımızdan başka hiç kimsenin tanımadığı bilim adamımızın, dünyanın ünlü bilim müzelerinde, kitaplarının içinden koparılmış sayfaları sergileniyor. Mısırlı, Memlüklu bir bilim adamı olarak (üstelik Prof. Dr. Toygar Akman) adının da yanlış yazıldığını söylüyor. Çizdiği teknik resimlerle anlattığı; işletim sistemini ve yapılışını gösterdiği 52 otomatın bugüne dek bir tek replikası bile yapılıp yaşama geçirilmedi. Bugün yalnızca Filli su saatinin, Dubai’de bir alışveriş merkezinin içinde sekiz metre büyüklüğünde bir heykeli var. Teneke Oyuncaklar sergimizde de orijinal çizimine uygun, küçük bir heykelciği. Oysa onun ülkemizdeki okul kitaplarında, buluşlar ve icatlar ansiklopedilerinde adının en ön sırada yer alması gerekiyordu. İngiliz bilim kitapları yayıncısı Tarquin’in kartondan yapılmış; demonte otomat oyuncaklar kitapları gibi onun da otomatlarının ülkemiz ve dünya çocuklarıyla buluşması gerekirdi. Çünkü bundan yetmiş yıl önce, teneke kurmalı oyuncaklar üretip, çocuklarını bu oyuncaklarla büyüten ülkeler, bugün her biri dünya otomotiv sanayinin öncüleri ve devleri. İşte bunun altında; otomatlarla büyüyen, kendi oyuncaklarını bozup yapan ve mekanik sisteminin işleyişini öğrenen bu çocuklar yatıyor. Bu çocuklar yetişkin olduklarında da evde bozulan, radyodan, elektrikli gereçlere, musluklara kadar her şeyi onaran, becerikli bireyler olarak yaşamda yerlerini aldılar. Biz, İsmail Rezzaz’ın otomatlar kitabının günümüz Türkçesindeki basımına, değerli bilim insanlarımız, Sevim Tekeli, Melek Dosay ve Yavuz Unat’ın özverili çalışmaları sonucunda, 1995 yılında kavuşabildik. Kitabın ilk basımı da Türk Tarih Kurumu tarafından 2002 yılında yapıldı. Bugün, teknolojide gelişmiş ülkelerin başarılarının altında otomatlar yatıyor. Dün, on binlerce teneke oyuncak üretmiş ve çocuklarını bu oyuncaklarla büyütmüş iki ülke olan; Almanya ve Japonya’nın, dünya otomotiv sanayinin devleri olmalarının altında bu gerçeğin yattığını yadsıyamayız. İşte bu sergi ve oyuncaklar bunun bir rastlantı olmadığını bizlere anlatmayı amaçlıyor.